14 Ağustos 2010 Cumartesi

zannetiğimiz zaman

beynimizde hayaller yaratıyoruz. 
Düşler kuruyoruz. 
Bulduğumuzu ve hayallerimize, düşlerimiz uygun olduğunu düşndüğmüz 
“zannettiğimiz” zaman da 
âşık oluveriyoruz. 

“Zannettiğimiz zaman” 
Çünkü; 
aslında âşık olduğumuz kişinin 
illaki prens (prenses ) olması gerekmez. 

Bakın bir etrafınıza, 
“A-aa, bu kadar yakışıklı adam 
bu berbat kadınla nasıl da birlikte olabiliyor?!”( ki bunu çok söylüyoruz.. hatta iinsana allah çirkin şansı versin cmlesi belki bu yzden çıkmıştır ) 

Ya da; 
“Bebek kadar güzel bir kadının 
bu çirkin adamla işi ne?!” dersiniz içinizden. 
Veya yanınızdakilerle bu konuda konuşursunuz. 


Çünkü kişi, karşısındaki kişinin beyninde yarattığı hayale uygun olduğunu zannederek, 
aşık oluyor. 

Çünkü; 
Aşkın gücü, 
karşımızdaki kişiyi hayalimize uydurtmayı başarıyor. 
Ya da aşkıın gcü 
Hayalimizi, karşımızdakine uydurmayı beceriyor. 

*-*- 

Amaaa 
Hayaller kırılmaya başlayınca? 
Yani hayâl kırıklıkları başlayınca?? 
Ne olur??? 
Aşkın sonu geliyor demektir. 

Çünkü aşk; 
insanın gözlerini kör eder. 
Karşısında ki kişinin davranışlarının…Ondan duyduğu sözlerin…öpüşmelerin, sevişmelerin 
hayallerdekiyle aynı olduğunu düşündürür 
olmasa bile... 

Ama ne zaman 
gözlerdeki perde kalkmaya başlar, 
aşkın kör ettiği gözler açılır. 
Ayaklar yere basmaya başlar 
işe o zaman beyaz atlı prens.. atıla uzaklaşmaya başlar 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder