beynimizde hayaller yaratıyoruz.
Düşler kuruyoruz.
Bulduğumuzu ve hayallerimize, düşlerimiz uygun olduğunu düşndüğmüz
“zannettiğimiz” zaman da
âşık oluveriyoruz.
“Zannettiğimiz zaman”
Çünkü;
aslında âşık olduğumuz kişinin
illaki prens (prenses ) olması gerekmez.
Bakın bir etrafınıza,
“A-aa, bu kadar yakışıklı adam
bu berbat kadınla nasıl da birlikte olabiliyor?!”( ki bunu çok söylüyoruz.. hatta iinsana allah çirkin şansı versin cmlesi belki bu yzden çıkmıştır )
Ya da;
“Bebek kadar güzel bir kadının
bu çirkin adamla işi ne?!” dersiniz içinizden.
Veya yanınızdakilerle bu konuda konuşursunuz.
Çünkü kişi, karşısındaki kişinin beyninde yarattığı hayale uygun olduğunu zannederek,
aşık oluyor.
Çünkü;
Aşkın gücü,
karşımızdaki kişiyi hayalimize uydurtmayı başarıyor.
Ya da aşkıın gcü
Hayalimizi, karşımızdakine uydurmayı beceriyor.
*-*-
Amaaa
Hayaller kırılmaya başlayınca?
Yani hayâl kırıklıkları başlayınca??
Ne olur???
Aşkın sonu geliyor demektir.
Çünkü aşk;
insanın gözlerini kör eder.
Karşısında ki kişinin davranışlarının…Ondan duyduğu sözlerin…öpüşmelerin, sevişmelerin
hayallerdekiyle aynı olduğunu düşündürür
olmasa bile...
Ama ne zaman
gözlerdeki perde kalkmaya başlar,
aşkın kör ettiği gözler açılır.
Ayaklar yere basmaya başlar
işe o zaman beyaz atlı prens.. atıla uzaklaşmaya başlar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder