Elimde; bir kadeh, tadını anlamadan içmeye başladığım şarap ve yavaş, yavaş kanıma karışan yudumlar, elimdeki kadehin kıvrımlarına bakıyorum.
Gözümde; ayın denize yansıması, karşı kıyıdaki sahil kasabasının ışıkları, ışıkların mavi, yeşil, sarı, kırmızı denize vuran yansıması, gözlerimi gökyüzüne doğru uzattığımda; beni izleyen binlerce yıldız…
Ruhumda; yalnızlık, tek başınalık, Çevremde gördüğüm tüm parlaklık, şatafat, ışıltıya rağmen matlık ve sessizlik hâkim.
İçimdeki çığlık atma, bağırma, ya da bazen ağlama isteğine rağmen; içimde fırtınalar koparan sessizlik. Çevremdeki tüm gürültüye rağmen, sanki baloncuğun içinde kendi iç sesimden başka ses duyamıyorum.
Elimdeki kadehi parlak ışıklara doğru kaldırıyor yansımama bakıyorum. Yansımamda ışıklar daha canlı, daha çok daha parlak, daha ışık ışıl…
İşte o an karar veriyorum. Onlar gibi olmaya. Kalabalıkta ışıl, ışıl olmaya. Kendi tarihimi yeniden yazmaya. Hem de kendi istediğim şekilde, kendi istediğim ben gibi, kendi kalemimle…
Ay biraz daha yükselmişti. Sanki ruhumda onunla birlikte göğe yükseliyordu. Elimdeki bir kadeh şarapta tarih olmuştu, yavaş, yavaş kanıma kaynayarak.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder