Açık bir bozkır alanda mı at koşturmak daha zordur yoksa etrafı surlarla çevrili bir şehirde mi? Bir binici için hangisinde hareket kabiliyeti daha geniştir? Ya da daha farklı bir örnek vereyim. Araba sürmeyi yeni öğrenen insanlar genellikle boş arazide alıştırılır bu işe. Normal bir yol pek tercih edilen bir alternatif değildir. Çünkü acemi sürücünün herhangi bir yere çarpma ihtimali daha yüksektir.
Fantastik kurgu da bu açıdan bakıldığında acemi edebiyatı olarak nitelendirilebilir. Fantastik kurgu yazarlarının elindeki en büyük silah "sınırsızlık"tır. Bir romanda en önemli unsur olay örgüsüdür. Realist bir yazar sebep-sonuç zinciri içerisinde bir karakterin değişimi aktarırken gerçekçi ögeler kullanarak fantastik kurguya nazaran dolambaçlı yollardan geçmek zorundadır; okuyucuya belli bir mantık sunmalıdır kısacası.
Lord Of The Rings adlı yapıtta Sauron ve Saruman insan ırkını yok etmek için ittifak kurarlar. Saruman bir "büyücüdür" ve Rohanlıların(insan) kralı Theoden'in bedenini ele geçirmiştir "büyü" yoluyla. İnsan ırkının yanında olan Gandalf ise gelip "büyü"yü bozarak Rohanlıların tekrar karanlık güçlere karşı savaşmasını sağlamıştır.
Bu romanı Tolkien değil de Charles Dickens yazsaydı herhalde olayların gelişimi şu şekilde olacaktı: Sauron ve Saruman iki kraldır ve ittifak içerisindedirler. Gondor ile Rohan da bu ittifaka karşı oluşturulmuş bir bloktur ancak Saruman adlı kral yapılan bir savaş sonucunda imzalanan bir antlaşma ile Rohan kralı Theoden'in bütün siyasi gücünü elinden alır. Gondor krallığı bir elçi göndererek Theoden'in yapılmış olan anlaşmayı bozmasını ister ancak Theoden kendisine ve Gondor'a ilk başta güvenemez. Elçi Theoden'i ikna etmek için bütün retorik kabiliyetini kullanır(tabi bunu yaparken olay baya bir tartışılacaktır enine boyuna) ve en sonunda Theoden antlaşmayı bozarak Gondor ile olan ittifakını yeniler.
Dikkat ederseniz iki yol arasında dağlar kadar farklılıklar vardır, birisinde olay örgüsü sadece ama sadece yazarın paşa gönlüne bakarken diğerinde yazarın paşa gönlünün yanı sıra mantık kriterleri ön plana çıkmaktadır. Fantastik kurguların bu yanı Antik Yunan tragedyalarıyla efsenleri ile önemli bir benzerlik içindedir. İlk tragedya yazarları olaylar içinden çıkılmaz bir hal aldığında "deus ex machina" diye tabir edilen bir yöntem kullanmaktaydılar.Oyunun sonunda sahneye bir tanrı indirilir; haklı ve haksız onun tarafından belirlenir ve bütün olay bir anda çözüme kavuşurdu. (kral midasda. hakem nedense lidya kralı midastı.. tanrı değildi) Yazarın ben bu olayı nasıl çözüme kavuştururum gibi bir derdi yoktu. Fantasitik kurguların da bundan pek farklı olmadığını düşünüyorum.
Ancak özellikle de Lord of the Rings adlı yapıtta hiç yoktan yazarın hayal gücüyle yepyeni bir dünya yaratılması da fantastik kurgunun bir artısıdır. Realist yazar için çevre ve koşullar halihazırda bulunurken, fantastik kurgu yazarının bunları yaratması gerekmektedir. Kim bilir, bugün insanlar İsa'nın kutsal kasesinin arayışına düştülerse( da vinci şifrsi), bundan 1000 sene sonra da Lord of the Rings'i okuyanlar Orta Dünya'nın arayışına düşebilirler. Ama inanın sadece ama sadece ticari amaçlar güden bazı kitabevlerinin raflarında kendilerine yer edinmiş, yerli ve yabancı, tamamiyle paşa gönlüm kriterleriyle yazılmış -ki hepsi öyle yazılıyor zaten- çoğu fantastik kurgu Orta Dünya'nın derinliklerine gömülecektir.
gömdrmeyelim


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder