14 Ağustos 2010 Cumartesi
aşkın ilkel acısı....
aşk tek kişi ile olmayacağına eminim. yanında olmayıpta yalnız bıraksa da seni hayali ile hep kalbinin bir köşesinde mutlaka vardır.
pazar günü onsuz evde olsanda. en iyisi imkan varsa aşkını yaşamaktır. aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur ki, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. aslında yokluğunda yani kendimi yalnız sandığımız anda aşk başlıyor. belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımhatta tüm insanları uykularından uyandırmak isterdim. uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
aşk çok eski bir şeydir. onun içinden o çileli çocukluğumuz, dindirilemez heyecanmız geçer. sevdiğimiz insanların çocuklukları da... ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya,
insan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...(şuan ki gibi belkide ) bazen denizler, kıyılar çeker insanı. insan bu kapılmayı anlayamaz, bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... !!!!!!!!
işte şimdi , ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...
aşk hep yalnız kalmanın acısıdır. aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel ağrısını geri alacak. bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... midemiz ağrıyacak ama geçecek..
geçecekmi?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder