Büyük bilim adamı Einstein bile anlayamamış kadınları. O kadar karmaşığız ki.. Ne istediğimizi ne de istemediğimizi tam olarak biliyoruz. Yada istediğimizi biliyoruz ama ifade edemiyoruz. Yada , istedikçe elde ettikçe daha fazlasını istiyoruz. Düz mantıkla dolaylı düşünmeyen erkekler anlamıyor biz kadınların imalarını dolaylı cümlelerini. Bizler onlar için: “ona öyle bir baktım, kesin bakışımdan anlamıştır kıskandığımı”
İşte bu cümleyi biz söylerken erkek “ acaba bir kadah rakı daha mı içsem, yarın işe nasıl gideceğim, ya şu kadın iyi kıvırıyor içinde stringmi var “ gibi kendince cümeleler kurmaktadır.. bizim bakışımızın farkında bile değildir. Kendi alemindeo anı yaşmaktadır ve kadınlar kendini anlat-ama-maya çalışmaktadır.
Şimdi kızların flört başlagıcı ve sürecindeki ilişkiye yaklaşımını düşünelim, neler yapıyor;
Biz kız, ilk hoşlandığı, ilk ilgisini çeken erkeği asla unutmaz. Bazen işler yolunda gitmez, istediği sevgi sözcüklerini duymaz. Bazen de erkek ona kötü davranır. Ama bize öğretilen, büyüklerimiz tarafından söylenen şudur ki: “ hımm demek snei azarlıyor, kötü davranıyor. Kesin senden hoşlanıyor.” Ortada olan bir gerçek yadsınıyor. Hiç kimse hoşlandığı kişiye kötü davranmaz. Peki biz bu ortadaki gerçeği neden tam tersi şekilde yorumluyoruz. Çok mu korkuyoruz gerçekleirn acısından. “senden hoşlanmıyor” , “seninle ilgilenmiyor” diyemiyorz en yakın arkadaşlarımıza bile. Desek “sen anlamazsın, ben onun yanındaydım ” cevabı suratımıza yapışıyor.
Biriyele buluştuğumuzda randevu bizim açımızdan iyi geçmişse; o iyi bir randevudur. Bu geneldir. Bizim için iyi geçen randevu herkes için iyidir. Ve kapıdan eve girdiğimiz andan itibaren ondan glecek ilk mesajı beklemeye başlarız. Elimizden telefon düşmez. Her telefon sesi sanki bizim telefonumuza aittir. Her mesaj biplemesinde telefon elimizde bitiverir.
Ama düşünmeyiz bizim için “o” olabilir, ama ya biz onun için “o” muyuz? Hiç düşünmeyiz görmek isteyen görürdü, aramak isteyen arardı, mesaj atmak isteyen atardı. Sonuçta bir erkek aramazsa aramak istemiyor demektir. Oyuncu değildir. Bizimle ilgilenmiyor gibi görünmez. İlgilenmiyorsa; ilgilenmiyordur.
Kadınları umutlandıran işaretler oluyordur elbette;
*Onu ilk aradığımızda “sesini duymak güzeldi”demesi( O anda iç ses derki inanmıyorum sesimi bile özlemiş)
*yada bir daha aradığımızda yanında başka bir bayan varsa bile bizimle telefonda konuşması ( evet gene içses derki ben ne kadar özelim ben arayınca yanındaki diğer kadını bile unuttu. Ben çok özelim onun için)
* Mesajlarıma yanıt veriyor. ( aslında belkide mesajında yanıt verdiği “diğerlerinden” sadece birisinizdir. Ama dedik ya biz özeliz)
Ne diyelim heveslenmeyelim.
Sonuçta bir erkek bir kızla çıkmak isterse bunu başarır ve çıkar, çıkmateklif eder, arar, emek harcar, çabalar, mücadele eder.
Ama biz kadınlar kafalarımızda erkeklerin her yaptığu ufacık şeyi kocaman köpükten bir balon haline getirip olaya çeviriyoruz.
Zaman zaman sırf hayatımızda biri olsun, bir ilişkimiz olsun diye düşünerek kim olduğunu önemsemeden kendimizi çok fazla ortaya atmış oluyoruz. Bunun nedeni birileirni umursamak, birileri tarafından umursanmak istememizden kaynaklanmaktadır. Canımız yanar, kalbimiz acır, ama vazgeçmeyiz. Amacımız “o” nu bulmaktır.
Mesela bir yerde bir erkekle tanıştık eğer kartını verdiyse; kesinlikle ilgilenmiyor. Gerçekten ilgilenen bir erkek bizim telefon numaramızı almak ister. Bize iş görüşmesi yapar gibi kartını vermek yerine. Ve en önemli nokta: bir erkek bizimle görüşmek istiyorsa kesinlikle görecektir.
Aşk.
Aşk kadınları heyecanlandıran, tedirgin eden, soru işaretleri ile beyinleri dolduran, acabalarla geçen hırçın süreç.
Aşkı erkekler yarattı, kadınlara sundu. En büyük şaheseridir aşk erkeklerin. Kadın denen duygusal varglığın gözlerini kamaştıran, gerçekleri görmesini engelleyen, sürekli tahminlerde bulunmasını sağlayan…. Biz kadınalr bu heyecanı, bu tutkuyu seviyoruz. Birine aşık olmak içn, birinin( ki aynı kişi olması makbuldur) bize aşık olması için çıldırıyoruz. Nasıl bir his, odaklanma sorunu yaşatan, hiçbirşeye konsantre olamazsın, elinden cep telefonun düşmez, emailleirni günde yüz kere kontrol edersin, arkadaşlarınla konuşurken sırf onun adını söylemek için konuyu birşekilde ona getirmeye çalışırsın…..
Aslında şu şekilde düşünebilmek işimizi belki kolaylaştırır:
Eğer bir erkek benden hoşlanıyorsa güzel; hoşlanmıyorsa onun gibi pek çok erkek var. ( büyük ihtimalle erkeklerde bunun ters versiyonunu düşünüyordur.
Oysa tam tersini yapıyoruz, bulduğumuz kişiyi hayatımızın en tepe zirve noktasına yerleştiriyoruz. Biz bunu yaparken , zirvedeki kişi kendini sürekli güvenli bir mesafede tutarak güce sahip olur.
Yakınlaşmak= güç kaybı
Ve terkedilme anı..
Bu işi erkekler gayet zekice ve haince yapabiliyor. Öyle bir sonuca varılıyorki… sanki bizim fikrimizmiş, bizim için en doğrusu buymuş gibi. “bana engel oluyordu”, “benim mutluluğumu düşünüyor”, “ beni haketmiyor” ( favorim) , “benimle evlenecek adamı şanslı buluyormuş”
Bunlar kendi cümlelerimiz gibi yerleşir beynimize ve sonraki süreçte kendi sorularımız baş ağrıtır:
“neden mutusuzum” “neden yalnızım”
Evet. Bir gün mükemmel erkek karşımıza çıkacak ve mutlu sona ulşacağız. Çünkü toplum bizi buna itiyor. Her filmde aşk her filmde kavuşma, her kitapda destansı eşleşmeler yaşanıyor. Bizde mutlu sonu bulmak için doğduğumuz günden itibaren hazırlanmaktayız. Kendimizi sürekli bizi bekleyen mutlu sonun nasıl olacağını düşünemekten alamıyoruz. Bu süreç içinde ise bizi gerçekten isteynleri ve istemeyenleri ayırt edemiyoruz. Yani hayatımızdaki olması gerekenve çıkması gerekenleri
Hiç düşündükmü biri yok belkide. İllaki mutlu olmak için “o” mu gereklidir? Filmde ne güzel söylemişti kadın: “ belki de mutlu son müthiş bir erkek içermiyor. Belkide mutlu son sizsinizdir.”
Belki mutlu son karakterimizdir, yütreğimizdir, kendimize güvenimizdir, gücümüzdür
Ve bütün kırılan kalplere, gözyaşlarına, yanlış anlamalara rağmen, bütün bu acıların üstüne
HİÇBİR ZAMAN ÜMİDİMİZİ YİTİRMEMEMİZDİR
E&T
ewet yorumlaırnızı bekliyorum okuyan herkesden....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder